
Blogtaki ilk yazımı sizlere yazıyorum arkadaşlar. Ama sanmayın ki sizle başladım diye sizle devam etcem..
Herkese ve bir çok şeye ithafen yazılarımı yazacağımm… Buna ilginç örnekler de eklenecek!
Sadece başlangıç için stratejik bir hamle bu! Eee büyük ihtimalle yazımı sizden başka kimse okumaz da ondan :)
Fazla uzatmadan nereden geldi bu fikir onu paylaşmak istiyorum önce. (facebook’un heralde bize en önemli katkısı “paylaşmayı” öğretmesidir. Bir gün "ona" da yazcam bir yazı, hatırlatın! ;) )
Okumayı yarım bıraktığım bir kitap vardı: “A.Ş.K. Neyin Kısaltması”. Tuna Kiremitçi kaleme almış... Bilinen bir yazar olmasına rağmen başka bir yazar arkadaşım okuma o kitabı diye diye elimden bıraktırtmıştı...
Geçende Sabancı Üniversitesi’ndeki bir toplantıya giderken yol arkadaşı olarak elime nasıl olduysa tekrar geçti... Yarım kaldığım yerden okumaya başladım.
Karşıma çıkan başlık “Bütün Arkadaşlarıma”’ydı ve Kiremitçi onlara özel bir yazı yazmıştı kitabında. İyi ki de yazmış valla! Kitaptan “İzmir’li kızlarla ilgili tespitleri” dışında bir de orası aklımda kalmış ancak.:)
Şaka bir yana,
Ben de Bütün Arkadaşlarımla başlayıp herkesi ve hayatımdaki her şeyi tek tek “Onlara Yazıyorum” diyerekten anlatmaya karar verdim..
“Onlara Yazıyorum” işte böyle başladı...
Hikaye sizi sıkmış olabilir belki, haklısınız, anlıyorum arkadaşlar. Ama şimdi arkadaşlarım siz olunca, beni merak edersiniz, nerden çıkardı bu adam bu blog yazma sevdasını, şimdi kim bilir ne için yazıyordur diye sorarsınız mutlaka... Ben de size olan açıklama borcumu hemen ödüyim istedim... Yoksa çok çabuk darılırsınız...
Madem beni bu kadar merak ediyorsunuz, peki şimdi neredeseniz. Kiminiz İzmir’de kiminiz Almanya’da kiminiz Ankara’da kiminiz İstanbul’un bir ucunda...Ama hepiniz bir gün yanı başımdaydınız...
Hem de ne güzeldi her şey... Hele ki ilk tanışmalarımız...
İlkokul 1. Sınıfta başladım sizlerle adam akıllı tanışmaya, ortaokuldaki hızlı dönemlerimizde kavga ettiğim çocuklar, sonra iyi arkadaşlarım oldu, lisedekiler ise başkaydı...
Hele ki İstanbul Lisesi bambaşkaydı... Öyle değilse bile öyle dedirtiyor en azından şimdilik :)
Ama arkadaşlar hepinizi lise bitene kadar tanımadım. Bir çoğunuz üniversitede karşıma çıktınız. Yeri geldi etkinlik düzenledik ve organizasyon ekibinizdeki bir kişi oldum. Yeri geldi birbirimize karşı rakip olduk. Yeri geldi çok yakın...
Belki çoğunuz birbirinizi hiç görmediniz. Adlarınızı, tiplerinizi, neler yaptıklarınızı bilmezdiniz...
Bazen karşılaşırdınız. Sonra bana çok garip tepkiler gösterirdiniz. Diğer arkadaşımı bana arkadaş olarak yakıştıramadığınız zamanlar da oldu :) Ama bilmiyordunuzki ben her yere girdim, çıktım, bir çok çevreden arkadaş edindim... Dostunu seçebilirsin ama arkadaşını seçmen o kadar da kolay değil.
Sonra da fark ettiniz ki sadece siz yoktunuz hayatımda. Başkaları da vardı..
Ama ortak bir tek noktanız varsa da o bendim. Hepinize de ayrı ayrı değer verdim... Hiç merak etmeyin... Bazen en kötü özelliğim "isim unutkanlığımı" da birlikte yeniyorduk. Arada yaptığım oyunlarla isminizi hatırlattırıyordum kendime... Neyse ki çok farkettirmediğimi düşünüyorum. Farkeden varsa da geçmiş olsun artık :)
İlk yazımı çok uzatmıyım, çünkü hepinize ayrı ayrı da yazacağım. İş arkadaşlarıma, kulüpten arkadaşlarıma, dostlarıma vs.
Sonuç olarak sizinle az ya da çok bir şeyler paylaştık. Sizler de ben nasıl iz bıraktıysam siz de bende bir şekilde iz bıraktınız. Tabii hepsi iyi miydi kötü müydü o tartışılır :) Onlara girmeyelim.
Aslında bir dergide yapılan anket de beni çok etkilemişti, onu belirtmeden bitirmeyeceğim yazımı...
Ünlü yazarlara “Niye Yazıyorsunuz?” diye sormuşlar. Gabriel Garcia Marquez bu soruyla dalga geçercesine şu cevabı vermiş.
“Arkadaşlarım beni daha çok sevsin diye”
Ben de bunun için sizi yazarak başladım ;)
Hadi görüşürüz...

benim surekli erteledigim bir sey blog yazmak, hep karar verip hemen sonrasinda vazgeciyorum. o yuzden seni kutlamak istedim. ilk yazin da gayet guzel olmus, devamini bekliyoruz :P
YanıtlaSil